Tüm ilçelere dön
Kızılcahamam
Genel Bilgi
Kızılcahamam Ankara’ya 80 km mesafede, Ankara-İstanbul karayolu üzerinde, 26.700 nüfuslu; çam ormanları, şifalı suları, kekik ve çam balı, modern turistik tesisleri ile eskiden beri başkentin akciğeri ve su deposu olarak bilinir. Ulaşım, Ankara ve Kızılcahamam’daki terminallerden her 15 dakikada bir hareket eden otobüslerle sağlanır.
İlçemiz, eşsiz doğal güzelliği, bol su kaynakları ve kuzey ile güneyi bağlayan Kargasekmez ve Azaphane geçitleri sayesinde antik çağlardan beri yerleşim için bir cazibe merkezi olmuştur.
İlçemizdeki Başköy Kalesi, Mahkeme Ağacin ve Alicin Kanyonu’ndaki kilise mağaraları, Akdoğan Köyü kazıları, Saray Köyü’ndeki Roma harabeleri ve Seyhamamı’ndaki eski kilise, ilçe tarihinin ilk çağlara kadar uzandığını ve o dönemlerde önemli bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir.
Yapılan araştırmalar, Çeştepe Köyü’nün Paleolitik Çağ’da, yani en az 10.000 yıl önce, bir yerleşim yeri olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca İnceğiz ve Çeltikçikale de antik çağın önemli yerleşim yerlerindendir.
MÖ 2. binyılın başlarında Hititler, Ankara ve çevresine hâkim olmuşlardır. Prof. Dr. Muzaffer Şenyürek’in araştırmaları ve kazılarda elde edilen bulgular, Hititlerin bölgede ve Kirmir Vadisi’nin tabanında yaşamış olduklarını göstermektedir.
MÖ 547’de başlayan Lidya hâkimiyetinin ardından Galatlar, MÖ 281’den itibaren Ankara ve çevresinde hâkimiyet kurmuşlardır. Bu dönemde Yabanâbad, merkezi Gangra (Çankırı) olan Paflagonya Eyaleti’nin sınırları içindedir.
MS 7. yüzyıldan itibaren Arapların İstanbul’a düzenledikleri seferler sırasında Ankara ve Yabanabad’dan (Kargasekmez, Azaphane ve Kirmir Vadisi üzerinden) geçmek gerektiğinden, bölge Malazgirt Zaferi’ne kadar Bizans ile Araplar arasında sürekli el değiştirmiştir.
Türkler, 1071 Malazgirt Zaferi’nin ardından, 1073 yılında herhangi bir direnişle karşılaşmadan Ankara ve çevresine ulaşmışlardır. Bu zaferin ardından Buhara ve Semerkant gibi ilim ve kültür merkezlerinden gelen “Horasan Erenleri” sayesinde Anadolu kısa zamanda Türk yurdu hâline gelmiştir. Yabanabad ise 1197 yılında Devrek ve çevresinin fethi sırasında Selçuklu hâkimiyetine girmiştir.
Üzerinde yaşadığımız topraklara “Anadolu” adı, mutasavvıf derviş gaziler tarafından verilmiştir.
Bu derviş gazilerden biri, Taşlıca Köyü’müzde türbesi bulunan Kırgız Ebe ve oğlu Oruç Gazi’dir. Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat (1220-1237), ordusuyla sefere çıktığı sırada yolu üzerindeki Taşlıca’ya uğrar. Burada Kırgız Ebe’nin askerlere ayran ikram ederken gösterdiği keramet karşılığında, onun dileği üzerine bu toprakları evlatlarına yurtluk olarak bağışlar.
Bu dönemlerde Ankara ve Kastamonu çevresine dağınık hâlde, yaklaşık 100.000 çadırdan oluşan ve 400.000 kişiyi kapsayan Kayı Türkmen topluluğu yerleştirilmiştir.
Oğuz aşiretleri, iskân edildikleri yerlere kendi soylarıyla ilgili isimler vermeye başlamışlardır. Çevredeki Kınık, İğmir ve Iğdır köyleri; biraz daha ilerideki Kızık, Çamlıdere’deki Peçenek ve Bayındır, Çubuk’taki Çavundur ve Ayaş’taki Bayat gibi köyler Oğuz boylarının isimlerini taşımaktadır.
“Yabanâbad” adını ilk ne zaman aldığı bilinmemekle birlikte, 1423 tarihli ilk tahrirde geçen “Yabanova” adının Selçuklulardan miras kaldığı düşünülmektedir. Ankara Savaşı’nda (1402) Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid’in ordusuyla Yıldırım Ormanları’nda otağ kurduğu, Timur’un ise fillerini Işık Dağı’nda sakladığı belirtilir. Bu savaşta Osmanlı ordusunun Rumeli kuvvetleri arasında yer alan Çıtak boyundan Türklerin savaştan sonra geri dönmeyip bölgeye yerleşmiş olmaları ve bugünkü Çıtak topluluğunun temelini oluşturmaları kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle bölge halkı Çıtak olarak anılır.
Bu dönemde Yabanâbad’ın kuzeyindeki Güvem bölgesi, Candaroğlu İsfendiyar Bey tarafından oğulları Hızır Bey ve Kasım Bey arasında paylaştırılmıştır. Bölgedeki Kasımlar ve Hıdırlar köylerinin isimleri o günlerin anısını yaşatmaktadır.
Osmanlı arşiv belgelerinde, “tabî-i Binari” ifadesiyle dolaylı olarak belirtilen “Ilısu” köyünden söz edilmektedir. Bu Ilısu köyünün muhtemelen Seyhamamı olduğu düşünülmektedir.
XIII. yüzyılın sonlarında Şeyh Ali Semerkandî de Yabanâbad’a gelmiştir. Önce Çankırı’nın Eskipazar ilçesindeki Şeyhler Köyü’ne, oradan Berçin Çatak Köyü’müze, daha sonra da Çamlıdere’ye yerleşmiştir. Şeyh’in buraya yerleşmesinden sonra bu belde, Ali Dede Şeyhler Karyesi adıyla ün kazanmıştır. Şeyh’in kerametleri arasında, Eskipazar’daki Şeyhler Köyü’nde bulunan ve yüzyıllar boyunca zararlı haşerelere karşı kullanılan “sığırcık veya çekirge suyu” da yer almaktadır.
Fatih Sultan Mehmet döneminde baştan sona imar edildiği için, o zamana kadar Yabanova olarak bilinen ilçemizin adı Yabanabad olarak değiştirilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminin başlarında (1520-1566) ve II. Selim döneminin sonlarında (1566-1599) yapılan sayımlardan, Yabanâbad’ın XVI. yüzyılda en parlak dönemini yaşadığı anlaşılmaktadır. Nüfus ve üretimdeki artışa paralel olarak refah yükselmiş, ekilebilir alanlar genişlemiştir.
Şemseddin Sami Bey, Kâmus-ı Âlâm adlı eserinde ilçemizin 175 köye ve 48.250 nüfusa ulaştığını belirtir. Eserde nüfus, 24.579 erkek ve 24.675 erkek olarak verilmiştir; bu rakamlar arasında muhtemel bir yazım hatası bulunmaktadır. Ali Cevad Bey ise Memalik-i Osmaniyye’nin Tarih ve Coğrafya Lûgatı adlı eserinde bu bilgilere ek olarak ilçede 179 köy ve 8.179 hane bulunduğunu belirtir.
1915’ten önce ilçe merkezi Pazar Köyü’nde bulunuyordu. Bu tarihte kaymakama yapılan bir haksızlık üzerine ilçe merkezi Kızılcahamam’a taşınmıştır. Pazar’dan önce Demirciören Köyü’nün de ilçe merkezi olduğu söylenmektedir.
İlçe merkezinin taşındığı yıllarda Kızılcahamam, Kemalpaşa (Ahiler Köyü) Mahallesi’nin merası durumundaydı. Burada bir hamam, bir han ve birkaç mandıra dışında fazla bir yapı bulunmuyordu. Daha sonra belediye başkanları, insanları ilçe merkezinde yaşamaya teşvik etmek amacıyla çeşitli önlemler almış olsalar da yerleşim yavaş ilerlemiştir. Nüfus, büyük ölçüde Çamlıdere’den ve ayrıca yakınlardaki Akdoğan, Üçbaş, Taşlıca, Bayır, Karacaören, Saraycık, Kızılcaören, Doğanözü ve Uğurlu köylerinden gelenlerle bir miktar artmıştır.
Yabanabad olan ilçemizin adı, 1933 yılından sonra Kızılcahamam olarak değiştirilmiştir.